Su Hayattır...
Sol süsleme resmi

Burada bizim yaptığımız diğer eserleri görebilirsiniz!

Sağ süsleme resmi

Burada ise anketimiz bulunmaktadır. Ankette proje ile nasıl hissetiğinizi ve düşüncelerinizi bizim görmemiz için atabilirsiniz. Bunu yapınca bizim websiteyi geliştirmemize neden olur. Ve Kaynakçaya da bakabilirsiniz bizim hangi website ve bilgileri kullandığımız için Herneyse hemen haberlere dönelim!

Ankete Giriniz?

Su Sözlüğü


Burada ise bizim su ile ilgili videomuz

Türkiye’de Kuraklık Tehdidi: Su Kaynakları Azalıyor.

Türkiye’de yağış rejimlerindeki değişim, artan sıcaklıklar ve su kaynaklarının azalması ciddi bir kuraklık riskini beraberinde getiriyor. Küresel iklim değişikliği, Türkiye’nin yarı kurak iklim yapısını daha da kırılgan hale getirirken, artan su talebi ve yanlış su yönetimi sorunu derinleştiriyor. Yağış miktarlarının azalması, yeraltı su seviyelerinin düşmesine ve su kıtlığı tehdidinin artmasına neden oluyor. Kuraklık riski yalnız içme sularını değil, hidro enerji üretimi ile tarım ve hayvancılıkta kullanılan su stoğunu da tehlikeye atıyor.

Azalan Yağışlar ve Su Kaynaklarının Durumu

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) Şubat 2025’te yayımladığı alansal yağış raporuna göre, son yıllarda yağışlarda önemli bir düşüş yaşandı. Yağışlarda Türkiye genelinde normale göre %33; İç Anadolunun batısı, Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgelerinde ise %60’tan fazla azalma gözlemlendi.

Azalan yağışlar baraj stoklarını da olumsuz etkiliyor. Greenpeace’in raporuna göre, Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla baraj doluluk oranları kritik seviyelere inmiş durumda. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde su rezervleri önceki yıllara göre önemli ölçüde azalırken Türkiye’nin yıllık kişi başına düşen su miktarı ise 1.300 metreküp seviyesine geriledi. Çeşitli endeks verileri; kişi başına 1.700 metreküp su sıkıntısının olmadığını, 1.000-1.700 metreküp su stresini, 500-1.000 metreküp su kıtlığını ve 500 metreküp altının mutlak su kıtlığı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye su stresi içindeki ülkeler arasında yer alıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kuraklık Yönetimi Raporu’na göre; nüfus artışı ve su tüketimindeki plansız büyüme devam ederse, Türkiye 2030 yılı itibariyle kişi başına düşen su miktarının 1.000 metreküpün altına inerek 2070 yılına kadar su kıtlığı seviyesine gerilemesi muhtemel. Uzmanlar su yönetiminde acil önlemler alınmazsa, Türkiye’nin gelecekte daha ciddi su krizleriyle karşılaşabileceği konusunda uyarıyor.

Ana görsel

İklim değişikliği gölgesinde su krizi: Türkiye'de kuraklık riski nasıl önlenebilir?

Türkiye Su Enstitüsü Politika Geliştirme Koordinatörü Dr. Tuğba Evrim Maden, iklim değişikliğinin su kaynaklarına çok boyutlu etkilerini ve neler yapılması gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.

İklim değişikliğinin etkilerinin çoğunlukla sıcaklık artışıyla ilişkilendirildiği görülse de en belirgin yansımaların su döngüsü üzerinden hissedildiği ortaya konmaktadır. Yağışların düzensizleşmesi, uzun süreli kuraklıkların yaşanması, ani ve şiddetli sel olaylarının meydana gelmesi, yeraltı sularının giderek azalması ve su kalitesinde bozulmalar bu krizin doğrudan sonuçları arasında gösterilmektedir. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler (BM-Su-UN-Water) başta olmak üzere uluslararası kurumlar tarafından iklim değişikliği bir su krizi olarak tanımlanmaktadır.

İklim değişikliğinin suya etkisi nedir?

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarında, küçük sıcaklık artışlarının dahi su döngüsünde ciddi bozulmalara yol açabildiği belirtilmektedir. Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer aldığı için bu etkilerden doğrudan etkilenmektedir. Akdeniz havzasının küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısındığı, yağışlarda belirgin azalmaların görüldüğü ve kuraklıkların sıklaştığı ortaya konmuştur. Türkiye'nin yıllık kişi başına düşen su miktarının yaklaşık bin 300 metreküp olduğu hesaplanmakta ve bu değer ülkemizi Falkenmark indeksine göre 'su stresi yaşayan ülkeler" kategorisine sokmaktadır. Projeksiyonlara göre, yüzyılın sonuna kadar su potansiyelimizde yüzde 25'lik bir azalma yaşanabilecektir.

Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) tarafından hazırlanan Drought Hotspots raporunda Türkiye topraklarının yüzde 88'inin çölleşme riski altında olduğu belirtilmektedir. Yüzyılın sonuna kadar yağışlarda yüzde 30'luk bir azalma, kıyı bölgelerinde sıcaklıklarda 4-5 derece, iç bölgelerde ise 5-6 derecelik artış beklenmektedir.

2022'nin kurak geçmesinin ardından, 2023 yılında Karadeniz dışındaki tüm bölgeler kuraklık koşullarından etkilenmiştir. En fazla zarar Ege, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Trakya bölgelerinde kaydedilmiştir. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 2024-2025 su yılı verilerine göre Türkiye, 10 aylık dönemde uzun yıllar yağış ortalamasının yüzde 26 altında kalan ve 52 yılın en düşük seviyesine inen yağış değerleriyle ciddi bir meteorolojik kuraklık yaşamıştır. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde yağış oranındaki azalmalar yüzde 60'a yakın, Marmara ve Ege'de de 18 yıllık dönemin en düşük seviyelerine ulaşmıştır.

Su potansiyelindeki azalma, artan sıcaklıklarla birlikte buharlaşmanın da yükselmesine neden olmaktadır. Yeraltı su seviyelerinin 50 metreye kadar düştüğü, barajlardaki doluluk oranlarının azaldığı, göllerin kuruduğu, su kalitesinin bozulduğu ve ekosistemlerin zarar gördüğü görülmektedir.

Türkiye'de su krizi riski nasıl önlenebilir?

Türkiye'nin su varlıklarının sürdürülebilir yönetimi için kısa, orta ve uzun vadeli bütüncül politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkilerinin azaltılması ve uyumun sağlanması için hem arz hem de talep yönlü tedbirlerin birlikte ele alınması önem taşımaktadır. Arz yönlü tedbirler kapsamında, baraj ve göletlerin yanında, doğa temelli çözümlerle suyun yerinde depolanmasını, yeraltı suyu beslenimini artıracak ormanlaştırma, mera ve sulak alan restorasyonlarının artırılması gerekmektedir.

Tarımda suyun yüzde 70'ten fazlasının tüketildiği dikkate alındığında, en fazla tasarruf potansiyelinin de bu sektörde olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, sulama verimliliğini artıracak modern sulama sistemlerine geçişin yaygınlaştırılması, su tüketimi düşük ürün desenlerinin planlanması, çiftçilerin su tasarrufu konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Kentlerde su kayıp ve kaçak oranlarının azaltılması, gri su sistemlerinin ve yağmur suyu hasadının teşvik edilmesi, bireysel su tüketiminin azaltılmasına yönelik farkındalık çalışmalarının artırılması gerekmektedir.

Ayrıca, iklim değişikliğinin etkileri doğrultusunda ulusal ölçekte entegre su kaynakları yönetimi politikalarının geliştirilmesi, havza bazlı planlamaların etkin şekilde uygulanması ve su yönetiminde kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi, uzun vadede su güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.

Türkiye su fakiri bir ülke mi?

Türkiye su fakiri olmasa da “su stresi yaşayan bir ülke” olarak kabul ediliyor. Ancak uzman görüşlerine göre mevcut gidişat değişmezse önümüzdeki yıllarda su fakiri kategorisine girme riski var.

Su fakiri bölgeleri, kişi başına yıllık kullanılabilir tatlı su miktarının 1000 m³’ün altında olan ülkeler oluşturuyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Ortadoğu ülkeleri ile Somali, Cibuti ve Eritre gibi Afrika ülkeleri bu kategoride.

Su stresi yaşayan ülkelerde ise kişi başına yıllık su miktarı 1000 ve 1700 m³ aralığında. 2024 verilerine göre, Türkiye'de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1300 ila 1400 m³.

Su zengini ülkeler ise 8 bin ila 10 bin m³ üzeri miktarla genelde muson yağmurları alan Ekvator çevresi ülkelerinden oluşuyor.

Suyumuz neden bitiyor?

Türkiye'de suyun en büyük tüketicisi yüzde 70’e varan paya sahip olan tarımsal sulama sektörü. Sanayide de yaklaşık yüzde 15 ve evsel kullanım ve içilen su miktarı da yüzde 15 civarında.

Uzmanlara göre su krizinin başlıca nedeni iklim krizi ve buna bağlı kuraklık. Zira iklim krizinin dünyada en kötü etkilediği yerlerden biri Akdeniz bölgesi. Küresel ısınmaya karşı büyük ölçekte bir gerileme sağlanamazsa Akdeniz havzasında kuraklığın baş göstermesi bekleniyor.

Ancak nüfus artışı, tarımsal sulamadaki verimsizlik ve kirlilik gibi faktörler de çok etkili. Bunlar da değişmeden devam ederse 20 ila 30 yılda, yani 2050'lerde Türkiye’nin de su fakiri ülke konumuna düşmesi mümkün.

Sapanca Gölü’nde nesli tükenmekte olan su samuru görüldü.

Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından nesli tükenmek üzere olan hayvanlar kategorisinde yer alan su samuru, Sapanca Gölü’nde bir vatandaş tarafından görüntülendi.

Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından nesli tükenmek üzere olan hayvanlar kategorisinde yer alan ve Sapanca ilçesi Kırkpınar Mahallesi mevkiinde Sapanca Gölü’nde görülen su samuru, Süha Uzun isimli vatandaş tarafından cep telefonuyla kayda alındı. Görüntülerde, su samurunun sazlıkları eşelediği, iskeleye çıkması ve bir süre dolaştıktan sonra göle dalarak gözden kaybolması yer alıyor. Görüntüleri çeken Uzun ise nesli tükenme tehlikesinde olan bir hayvanı kayda aldığı için duyduğu mutluluğu ifade etti.

Yazılımcı olan ve müsait zamanlarında doğada gözlem yapan Süha Uzun, “Müsait zamanlarımda devamlı doğadayım, hayvan gözlemi yapıyorum. Doğalda yaşam ilgi duyduğum bir alan. Bu alanla alakalı da gözlemlerimi sürekli sürdürüyorum. Videoyu çektiğim gün burada eşimin doğum gününü kutluyorduk. Kedi sandım ilk başta iskelenin üzerine çıktı, gözlemlemek istedim acaba kedi balık mı avlamaya çalışıyor ne yapıyor diye. Ondan sonra biranda kafasını suyun içerisine sokarak gölün içerisine atladı. Ve o esnada kedi olmadığını anladım. Aklıma direk su samuru geldi zaten. Takip ettiğimde ileriye doğru gitti. Yüzeye çıktığında ağzında bir balıkla çıktı ve o esnada su samuru olduğunu tamamen anlamış oldum. Daha sonra tekrar iskeleye çıktı ve sonrasında da tekrardan suyun derinliklerine daldı” dedi.

Sapanca Gölü'nde su samurunu görmenin umut verici olduğunu belirten Uzun, “Bu tabi benim için sevinç, mutluluk verici bir olay. Su samurlarının nesli tükeniyor, böyle bir hayvanı görmüş olmak özellikle yanımda 4,5 yaşındaki kızımla birlikte görmek güzel bir duygu oldu. İlk su samurunu gördüğüm zaman direk telefona sarıldım, çünkü bu anı ölümsüzleştirmeliydim. Nesli tükenmekte olan bir hayvanı görebilmek bir yandan umut verici oldu. Daha öncelerinde televizyonlarda izlediğim su samurunu Sapanca Gölü’nde görmek umut verici. Bildiğim ve araştırdığım kadarıyla temiz sularda yaşayan bir canlı. Sapanca Gölü’nün çok kirlendiğini düşünüyordum fakat bu görüntüleri görmek umut verici oldu. Umarım gölümüz daha fazla canlıya ev sahipliği eder diye düşünüyorum” diye konuştu.